Tuesday, January 24, 2012

Film: Capote

Film Afişi

Öncelikle bu filmin Truman Capote ile ilgili olduğunu ve 2005 yılında En İyi Erkek Oyuncu Oscar'ıPhilip Seymour Hoffman'a kazandırdığını belirteyim. Film o yıl oldukça ilgi çekti ve ödül aldı. 2005 yılında üniversite öğrencisiydim ve bir arkadaşım filmde çok sıkıldığını söylemişti. Tanımadığı bir yazarın yaşamından kesit olduğu için hiçbir şey anlamamıştı. Ben de o dönem Truman Capote'yi sadece ismen tanıyordum, hiç ilgimi çekmemişti. Ancak "Soğukkanlılıkla" kitabını okuduktan sonra filmi büyük bir zevkle izledim.


Film, Soğukkanlılıkla'nın yazım sürecini anlatıyor. Capote bu çok başarılı olan kitabından sonra herhangi bir romanını tamamlayamamış, kısa öyküler ve yazılar yayınlayabilmiş, yıllar sonra alkolizme bağlı sağlık sorunları nedeniyle ölmüştür. 

Truman Capote’nin New York’taki yaşamını ve nasıl bir insan olduğunu az çok gördükten sonra, hayat arkadaşı yazar Jack Dunphy ile olan ilişkisine ve en yakın arkadaşı Harper Lee’ye değiniliyor. (Harper Lee rolünde Catherine Keener, Oscar adayı olmuştu) Ardından hakkında yazmaya karar verdiği Kansas’taki cinayetle ilgili olarak Harper Lee ile birlikte Kansas-Holcomb kasabasına gidişini görüyoruz. Bu arada, daha önce bu konuda bir bilgisi olmayanlara durumu özetliyor: Capote New York’ta kendisini gizleme gereği görmeyen bir homoseksüeldir. Ancak 1959 Kansas’ında, tam da o müthiş güvenli şehirde inanılmaz cinayetler daha yeni işlenmişken, muhafakazar kasabalılardan bilgi edinmeye çalışmanın onun için ne kadar zor olduğunu görüyoruz. Gazetecilikle roman yazarlığı arasında gidip gelen bir araştırma sürecini gözlemliyoruz. Capote’nin Soğukkanlılıkla kitabını yazarken hiç ses kaydı almadığını, hafızasının çok güçlü olduğunu öğreniyoruz. Capote’yi canlandıran aktör Philip Seymour Hoffman o kadar başarılı ki, hayran olmamak mümkün değil.

Romanı okumayanları okumaya teşvik edecek bir yazım hikayesi söz konusu. Yazarın geçmişini ve geleceğini bilmeden, sadece romanı yazma sürecine odaklanması filmi daha da başarılı yapmış. Böylece konu dağılmamış. Ayrıca Capote’nin kitabı yazmaya başlarkenki haliyle sonlara doğru yaşadığı düşünce değişimlerini, yargı süreci uzadıkça bakış açısının değişimini de görüyoruz. Böylece hem suça hem de hikayeye bakışımız değişiyor. 

Filmde de değinildiği üzere, Capote kurgusal olmayan romanını yazmaya çalışırken, henüz cinayetler yeni işlenmiştir. Suçluların ortaya çıkması, üstelik suçluların beklenenden çok daha derinlikli insanlar olması, romanın yazım sürecini etkilemiştir. Capote suçlularla sürekli olarak görüşürken sanatçı yönü de olan katil Perry Smith ile yakınlaşır. Onu kendisine yakın görür. (Sonradan cinayetlerle ilgili ortaya atılan iddialardan biri de iki suçlu arasındaki homoseksüel ilişkidir, ve Capote ile Smith arasında da platonik düzeyde de olsa bir yakınlaşma olmuştur) Romanı yazabilmesi için zaman kazanmaya çalışır, avukat bulmalarına ve idam kararını temyize götürmelerine yardım eder. Ancak hem adalet açısından hem de romanının istediği gibi bir sonu olabilmesi açısından idamların gerçekleşmesi gerektiğini düşünür. 
Gerçek Fotoğraf ve Filmden kare

Bu ikilemleri yaşarken infaz daha da uzamaz, suçlular 1965'de asılır, Capote romanı yayınlar ve başarıya koşar. Ancak bu süreç onu çok etkilemiştir. Sonrasındaki yaşamını nasıl etkileyeceğini filmde görüyoruz. Biraz araştırmayla elde edilebilen bilgileri güzel oyunculuklarla bize başarıyla yansıtan bir film olmuş.

Sırada Infamous isimli film var, neredeyse aynı konuda bir filmin bu kadar kısa süre sonra çekilmesi bence biraz şanssızlık olmuş. Philip Seymour Hoffman’ı Capote olarak gördükten sonra Infamous için beklentilerim oldukça düşüktü. (Capote 2005, Infamous 2006 yılı filmleri) Ancak okuduğum yorumlarda Hoffman'ın oyunculuğunun "taklit" gibi olduğu, Infamous'un pekçok açıdan daha başarılı bir film olduğu yazıyordu. İzlemeden karar veremeyiz.

No comments:

Post a Comment